Wingardium Leviosa - Yükselme Sanatı

Münir Arıkan

Harry Potter Serisi’nnin ilk filmini izlediniz mi bilmiyorum. Ama filmdeki kehanetlerden biri şimdiden gerçek oldu bile. Film icabı söylenen “O, ünlü bir çocuk! Dünyamızda onun adını duymayan çocuk kalmayacak!” sözü, bir Hogwarts Büyücülük ve Sihirbazlık Okulu kehanetiydi, sanki.

Şimdi ise, kehanet, filmden gerçek hayata indi. Filmi izlesek de izlemesek de gıda, yiyecek, içecek, tekstil, giyim, kırtasiye, eğlence aklınıza gelen her yerde Harry Potter var. Hatta kehanetin gerçek hayattaki yansıması, filmdeki öngörüsünden daha da ileriye gitmiş durumda. 7 milyar ölümlü dünyalı içinde, Harry Potter dendiğinde “O da ne ki, ne?” diye soracak olana “Sen uzaydan mı geldin?” diye soracağız nerdeyse. Onu tanımayanı, biz de tanımayacağız. Yani büyüğü küçüğü, yaşlısı genci şu fani dünyada, ölümü tatmadan önce en az bir kez, ama kesinkes Harry Potter lafını duymuş oluyor.

Peki, bu başarının sırrı nerede gizli dersiniz acaba? Size bu hafta film eleştirmenliği yapmayacağım ama; Harry Potter ve Felsefe Taşı’nı izlediğinizde, olayın iş dünyasına bire bir oturmuş harika bir kopyası, filmden gerçek hayata klonlanmış gerçek bir Harry Potter canlanıveriyor beyninizde. Yani anlatılanlar çocukların dünyasındaki kadar, iş dünyasında da var. Ve filmde çocukların dünyası kadar, iş dünyasının katı kuralları ve en önemlisi bu katı kurallar ardında saklı kalan başarının sırrı da işleniyor. Ve asil cazibe de buradan kaynaklanıyor.

ÇOCUKLARA FİLM, BÜYÜKLERE İŞ

Çocuğun büyütülmesi, zorluklar, okula kabulü, her öğrencinin okula girerken alması gereken malzemeler, okulun kuralları, gizemli orman, yasak üçüncü kat, ölümcül bodrum kat, hocalar, departmanlar, takımlar, takım oyunu, ödül ve ceza puanları, maç, arkadaşlık, cesaret ve risk almak, hatta Nimbus 2000 son model en hızlı süpürge... 687 numaralı kasada istemediğin kadar altın... 713 numaralı kasada ise Felsefe Taşı...

Bunlar filmden hızlandırılmış ana kesitler. Ama her bir kesit, filmi izlerken iş dünyası ile bağlantısını, yani gerçek hayatla bağlantısını beyninize öyle bir kazıyor ki, her kesimce izlenmesi, çocuklar tarafından idol haline getirilmesi de bundan kaynaklanıyor olsa gerek.

Mesela “Hogwarts School of Witchcraft and Wizardry” yani Hogwarts Büyücülük ve Sihirbazlık Okulu. Başında Bay Dumbledore. Ne kadar da gizemli! Tıpkı günümüzün milyar dolar cirolu, çok uluslu şirketleri gibi. Oraya girmek için herkesin can attığı bir mekan. Hangi bilgisayar sihirbazı, Bill Gates’den Microsoft’un büyülü dünyasına kabul edildiği bildiren bir mektup almak istemez ki?

İş dünyasında beyazlar ve zenciler var. Şehirliler ve köylüler. Asiller ve köleler. Hogwarts’ta da sihirbaz olanlar ve Muggle’lar var. Yani sihirbaz olanlar ve olmayanlar ayrımı. Veya şekil değiştirebilen, kılıktan kılığa girebilen ve hatta kedi olabilen Profesör McGonagall’a ne demeli?

İş dünyasında kediyken kaplan olan iş adamları veya kulübeden plazaya dev atılımları ile başarının sıradışı gizemlerini bulmuş iş dünyası patronlarını çağrıştırması, benim kadar sizlerin de aklına gelmiş olmalı...

Okula giderken götüreceğiniz malzemeler. Sahi her şirkette haberci bir baykuş ne kadar da güzel olurdu. Dış dünya ile bağlantınızı kuracak, arada sırada size hediyeler getirecek bir haberci; komutanın postası gibi bir şey bu yani.

Olivanders’ten alınacak bir adet sihirbazlık asası. Satıcı Harry’i uyarıyor: “Asa sihirbazı seçer, Bay Potter.” Anka Kuşu Tüylü Asa’lar kendisini kullanacak sihirbazları seçiyor. Ah bir de patronları seçme hakkımız olsaydı!.. Gerçi vekilleri seçip seçip, yine kafamızı duvarlara vuran biziz ama, yine de bilmem ki ne desem (!).

İŞ DÜNYASININ KAYNAYAN CADI KAZANLARI

İki adet kazan. Bizim iş dünyasında bu kazanlardan birinde iş kaynatır, diğerini de cadı kazanı yapardık hemmen. Tam biz’lik. Kazansız şirket mi olur?

The Sorting Hat” denilen seçici şapka. Bütün öğrencilerin önünde kafanıza geçirdiğiniz sihirli şapka, beyninde benden gizlediğin hiçbir şey olamaz iddiası ile, aklından geçenleri okuyor. Kabiliyet ve yeteneklerine göre senin ait olduğun departmanı seçiyor.

Oh ne güzel! Keşke şirketlerde de böyle bir şapka olsa ve kafasına geçirdiğimiz elemanı şappadanak ait olduğu bölüme yollayıverse... Her konuştuğunu duyabilse, her düşündüğünü anlayabilse ve her aklından geçeni hissedebilse... Sanırım böyle bir seçici şapkası olan şirket, eleman bulmakta epey zorlanırdı.

“Aklından geçenleri seçici şapkadan saklayacağım hiçbir şey olamaz!” mı dediniz? Ha ha haaa. Bizim iş başvurusuna gelen garibimin aklından geçmedik tek şey bile kalmaz, iş dışında her şeyi düşünür, her bir konuda görüşümüzü beyan ederiz. Şu iç konuşmalar sizlere bir yerlerden yanıdık gelmiyor mu yoksa?

“Ohh, sana göre işler lokum. Altında o güzelim cip. Etrafında manken gibi güzel/yakışıklı hatunlar/erkekler. İstediğin kadar para. Çevrende istemediğin kadar dalkavuk.”

İş görüşmesine gelen çocukların aklından geçenleri okumak için illa seçici şapkaya gerek yok aslında. Biz Türkler birbirimizin aklından geçenleri iyi biliriz. Hani vardır ya; “Yoktur birbirimizden farkımız, aslında biz…”

ÖLÜMÜNE REKABET YA DA REKABETÜSTÜ

Şaka bir tarafa, Rawenclaw’lar, Hufflepuff’lar, Gryffindors’lar ve Slytherin’lerle tam bir rekabet okulu. Tıpkı şirketlerdeki gibi. Ezici, öldürücü, yok edici bir rekabet. Takım oyunu var. Taraftarlar, seyirciler, büyücüler. Aynı bizdeki gibi, onların spor camiasında da, maç başına büyü yapan, rakip oyuncunun ayağını kaydıran medyumları var. The Quidditch Oyunu’nda her atış 10 sayı. Ama Kanatlı Topu yani Altın Snitch’i (Golden Snitch ) tutan kazanır. Altın topu tutan maçı kazanır. Çünkü altın top tam tamına 150 puan.

Şirketlerin sıradışı düşüncesi, buluşları. Edward De Bonu’nun rekabetüstü dediği kavram. Ölümüne bir maç. Ama maçın ölümcül koşuşturmacasını bırakıp, 10 puanlar peşinde koşuşturmaktansa, 150 puanlık maçı kazandırıcı altın top peşinde koşmak, yani rekabetüstüne çıkmak. Asıl kazanç bu olsa gerek.

Bir Noel öncesi gelen hediyeler içinde Harry için de birşeyler vardır: Görünmezlik Pelerini. Kimse kimseyi kandırmasın. Tüm dünya soğuk savaş sonrasında en büyük casusluk ve dedektiflik teknolojisini karşı şirketin yani rakibin stratejilerini, sırlarını öğrenmek üzere seferber etmiş durumdayken, bizdeki durum farklı mı acaba? Hiç sanmam. Rakibin stratejilerini elde etmek üzere, üzerine Harry’nin Görünmezlik Pelerini’ni giyip, (hiç kimselere görünmeden) rakip şirket toplantılarına katılmak istemeyecek kaç baba veya ana yiğit çıkar acaba?

VEE WINGARDIUM LEVIOSA  

Nesneleri havaya kaldırma Hocası Bay Flitwick’i de unutmayalım. “Bir sihirbazın en önemli mahareti; havada durabilmek veya cisimleri uçurabilmektir, çocuklar...” diyen Bay Flitwick. Ve ellerindeki asa ile önlerindeki kuş tüyüne “ Wingardium Leviosa” yapıyorlar.

Hayattaki tüm mücadele bunun için değil mi aslında? Yükselmek. Daha yükseklere çıkabilmek.

Sanatta daha yüksek beğeni. Ticarette daha yüksek kar. Siyasette daha yüksek rakım. Enerjide daha yüksek akım. Ziraatte daha yüksek rekolte. Ve magazinde daha yüksek dekolte.

Hiç kimse gerçek hazinelere kavuşmak için (yüzeyde altın bulamayacağını bile bile) derinlere inmek erdeminden bahsetmiyor. Aşağılara inmek hiç kimsenin umuru değil. Varsa yoksa yüksekler ve varsa yoksa yükselmek. Eline geçirdiği sihirbazlık asası ile, karşısına çıkan her şeye, eline geçen her şeye Wingardium Leviosa yapmayacak bir kimse tanımıyorum ben. Yeter ki bir yolunu bulalım.

Wingardium Leviosa”yı (yükselme veya yükseltme) bazen asayı “hamili kart yakinimdir”” diye sallayarak yapıyoruz. Bazen “bundan iyisi Şamda kayısı” diye sallayarak. Bazen de sallayarak. Ve her seferinde her Wingardium Leviosa yaparken alçaldığımızın farkına varmadan varamadan sallıyoruz öylesine, sallama ve dallama bir hayata dalarak.

Bay Flitwick, filmde yükselmenin ve yükseltmenin sırrını şöyle açıklıyor: “Hafifçe (asayı) çevir ve Wingardium Leviosa de!”

Halbuki bizde yükselmek için  (erkeksen) yalan, dolan, mafya ve üç kağıt sihirbazlığı kullanılıyor. (Kadınsan) soyunma veya firikik verme sihirbazlığı. Yükselmen her iki formülle de garanti.

Sahi film filan bir taraf ama ne olacak şu yükselme sanatı ile halimiz? Su gibi sürünmeden, deryalara kavuşmadan, güneşlerde kavrulmadan, bulut olup göklere çıkmak var mı öyle kolayına? Yanmadan, ateşin tadına varmak var mı? Külfetini çekmeden nimeti elde etmek, hasretine yanmadan sevgiliye kavuşmak var mı?

Dünya Harry Potter’daki gibi kötü adam Woldemort’larla dolu. Yalancı, üç kağıtçı ve kandırıkçı sihirbazlarla. Ama acaba, Hogwarts’a gitsek de gitmesek de, filmi izlesek de izlemesek de, işimizdeki, kariyerimizdeki yükselmeleri, kendi içimizdeki ve kendi işimizdeki pis adam Woldemort’ları yok etmekle başarabileceğimizi biliyor muyuz? Ve yükselmeleri başarmak için patrondan armut piş ağzıma düş ihsanları beklemeden en azından bizi yükselteceğine inandığımız yöntemleri denesek, daha iyi olmaz mı? Elimizden geleni yapsak. Ve her gün elimizden gelenleri daha da arttırsak. Yapabileceklerimizi yapsak. Denesek, bıkmadan, usanmadan, yılmadan denesek. Eminim bir gün, elimizde asa, karşımızda anka kuşu tüyü ve dilimizde  Wingardium Leviosa’lar olmadan da, çalışmamızla yükselme sanatını öğrenmiş olacağız.

Ve biz insanoğlu ırkı, çalışarak yükseleceğiz. Çünkü “Kişiye sadece çalışmasının karşılığı vardır

Görüşünceye dek;

Tek  hakiki “Wingardium Leviosa”,

İnsanın Alın Teri, Akıl Teri ve Gönül Teri. Gerisi gerçekten boşa!

Münir Arıkan

Düşünce Koçu

Munir@munirarikan.com

Yazarın Diğer Yazıları
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
Tüm Hakları Saklıdır © 2012 Uçuş Zamanı | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : +90 212 465 55 58 | Faks : +90 212 465 55 58 | Haber Scripti: CM Bilişim